Zazalar Kürt Müdür Türk Müdür ?

Sessiz

New member
Zazalar, Kürt mü Türk mü? Bir Hikaye Üzerinden Düşünceler…

Merhaba forumdaşlar! Bugün sizlere ilginç ve bir o kadar da duygusal bir hikaye paylaşmak istiyorum. Farklı kökenlerden gelen iki insanın gözünden, kimlik, aidiyet ve toplumsal kimliklere dair düşüncelerini yansıtan bir hikaye… Hikaye, belki de hepimizin içinde taşıdığı soru işaretlerine ışık tutabilir. Hadi gelin, birlikte düşünelim.

Yusuf ve Şirin: Kimlik Arayışı

Yusuf, küçük yaşlardan itibaren ailesinin kıymetini bilerek büyüdü. Ailesi Zazaca konuşur, ama köyde herkesin de Kürt olduğunu söylerlerdi. Yusuf, her zaman bu kimliği içselleştirip, köydeki diğer çocuklarla o kimlikle büyüdü. Ancak üniversiteye gitmek için İstanbul'a taşındığında, yeni bir dünyanın kapıları aralandı. Büyük şehir, farklı kültürlerin, kimliklerin bir arada yaşadığı bir yerdi. Yusuf, burada bazen bir yabancı gibi hissediyordu. Zazaca kelimeleri yer yer unutuyor, köyündeki gibi Kürt kimliğini savunamıyordu. Ama yine de bir aidiyet duygusu vardı; Zazaca'nın ve Kürtçenin arasında bir yerdeydi.

Bir gün, ders arasında yeni bir arkadaş edindi. Şirin, Kürtçe’yi de Zazaca’yı da bilen, hem İstanbul’a hem de köyüne bağlı biriydi. Şirin, ailevi olarak Zazalığa sahipti ancak kimlik karmaşası konusunda Yusuf’a çok benzeyen biriydi. Şirin, ne Kürt ne de Türk kimliğiyle rahat hissetmiyordu. Ancak insan ilişkilerinde güçlüydü ve tam da bu yüzden toplumun farklı kökenlerinden gelen insanlarla empati kurmakta hiç zorlanmıyordu. Yusuf’a da zamanla anlattı: "Benim için, kimliklerin hepsi birer parça. Ama hiçbir parça beni tam olarak tanımlamıyor."

Şirin, Yusuf’a kimliğini bulma konusunda adım atarken, derin bir duygusal anlayış gösterdi. O, “Kim olduğunu” sorgulayan birini anlamakta zorluk çekmiyordu çünkü aynı şeyleri yaşamıştı. Ancak Yusuf, bazen gerçekten kim olduğunu anlamakta zorlanıyordu. O, hala Zaza ve Kürt kimliği arasındaki geçişkenlikte sıkışmış hissediyordu. Şirin, ona şöyle dedi: "Kimliğini sorgularken, sadece kökenini düşünme. Senin için ne önemli, neyi benimsiyorsun, ne seni sana yakın hissettiriyor, bunu keşfetmeye odaklan."

Birbirini Tamamlayan İki Farklı Bakış Açısı: Strateji mi Empati mi?

Yusuf, bir süre Şirin’in sözlerini düşündü. O anda fark etti ki, mesele sadece kökenlerden ibaret değildi. Kimlik, insanların kendi iç yolculuklarında, deneyimlerde ve ilişkilerde buldukları bir şeydi. Yusuf, her zaman mantıklı düşünmeye, sorunlara çözüm üretmeye alışmıştı. Fakat Şirin’in empatik yaklaşımını görünce, bazen bu yaklaşımın da ne kadar önemli olduğunu fark etti.

Erkeklerin genellikle çözüm odaklı, stratejik bir şekilde düşünmesi bilinen bir gerçek. Yusuf’un aklındaki ilk soru da şu oldu: "Kimliğimi nasıl tanımlarım?" Çözüm arayışı, ona zamanla şöyle bir şey düşündürdü: "Ben Zazayım, ama aynı zamanda Kürt de olabilirim." Fakat bir başka soru daha vardı: "Bu kimlikler arasındaki sınırlar ne kadar katı, ya da aslında sınırlar var mı?" Stratejik yaklaşımına odaklanmıştı ama bir başka bakış açısını kabul etmesi uzun zaman aldı. Her şey bir karar noktasıydı, hem kendi içindeki bir mücadelenin hem de toplumsal baskının sonucu.

Şirin ise farklıydı. O, ilişkilerdeki empatiyi, insanları anlamayı ve hissetmeyi daha ön planda tutuyordu. Onun için kimlik, bir insanın kendini nasıl ifade ettiğiydi, bir içsel yolculuktu. Şirin, hiçbir zaman "Kürt mü, Zaza mı?" sorularını tek bir kelimeyle yanıtlamadı. Zazalığını ve Kürt kimliğini hem benimsemişti, hem de bu kimliklerin ötesinde bir insan olarak kendini görmek istiyordu. Şirin, kimlikleri sadece etiketler olarak görmeyip, onları bir insanın etrafında dönen zengin bir çerçeve olarak kabul ediyordu.

Bir Yolculuk: Kimlik, Aidiyet ve Kendi Gerçeği

Bir süre sonra Yusuf ve Şirin, beraber vakit geçirmeye başladılar. Yusuf, Şirin’in bakış açılarından etkilendi, ama aynı zamanda kendi kimliğine dair sorularını da daha derinden sorgulamaya başladı. O an fark etti ki, kimlikler aslında kendini tanımlamanın bir yoluydı, fakat bu tanımlama sürekli değişebilirdi. Bir insan ne kadar çok etiketlemeye çalışırsa, kendi kimliğini o kadar kaybederdi. Sonunda kendi kimliğini bulduğunda, bu kimlik başka bir insanın tanımlayabileceği şekilde değil, sadece kendi içinde bulduğu şekildeydi.

Şirin ise Yusuf’a gösterdiği empati ile, ona doğru bir yol gösterdi. Ama aynı zamanda, kimlik arayışının her insanın bireysel bir yolculuğu olduğunu ve hepimizin birer parça olduğunu söyledi. Ne Zaza olmak ne de Kürt olmak, tek başına bir insanı tanımlamazdı. "Herkes kendi hikayesini yazar," diyordu Şirin, "ve bu hikaye başkalarıyla paylaşılabilir, ama senin kim olduğunu ancak sen bilebilirsin."

Hikaye burada bitmedi. Hem Yusuf hem de Şirin, kendi içsel yolculuklarında ilerlerken, kimliklerin bazen toplum tarafından dayatılan kalıplardan çok daha öte olduğunu fark ettiler.

Siz Ne Düşünüyorsunuz?

Hikayemizden sonra şimdi sizlerin fikirlerini duymak isterim. Zazaların kimliği, Kürt kimliğiyle ne kadar örtüşüyor? Yoksa kimlikler gerçekten de kişisel bir yolculuk mu? Kimlik arayışında empatik bir bakış açısı mı, yoksa daha stratejik ve çözüm odaklı bir yaklaşım mı daha etkili? Yorumlarınızı bekliyorum!